Prof. Dr. Zakir Avşar'dan ilginç boykotları değerlendirmesi
Prof. Dr. Zakir Avşar, tarihin akışını değiştirecek olaylara ışık tutuyor. Boykotların gücü ve etkileri üzerine derinlemesine bir inceleme yaparken dikkat çekici detaylar ortaya koyuyor.
Ankara - BHA Prof. Dr. Zakir Avşar,” Dünyanın en ilginç ve en salak boykotları” başlıklı yazısında şunları ifade etti: Boykot sözcüğünün kökeninde, 19. yüzyılda İrlanda'da yaşanan bir olay yatar. Charles Boycott adlı bir İngiliz toprak sahibi, İrlanda'daki çiftçilere adaletsiz kira koşulları uyguladığı için köylüler tarafından tamamen dışlanmış ve ekonomik olarak zor durumda bırakılmıştır. Bu olaydan mülhem, belirli bir kişi veya kurumun ekonomik ve sosyal olarak izole edilmesine "boykot" denmeye başlanmıştır. Boykot fiili ise elbette, Boycott olayından çok daha eskilere dayanır. Antik çağlardan itibaren topluluklar, adaletsiz gördükleri uygulamalara karşı ticareti keserek veya iş birliği yapmayarak tepki göstermiştir. Modern anlamda boykot, özellikle 19. ve 20. yüzyılda küresel ticaretin ve iletişimin gelişmesiyle daha yaygın hale gelmiştir. Tarihe yön veren ve insanların hatırlayabileceği ilginç boykotlar vardır… Ülkelerinin ve insanlarının yararı için ‘düşmana’ karşı yapılmıştır… Boston Çay Partisi (1773) adıyla bilinen boykot dünya tarihinde çok önemlidir. Amerikan kolonileri, çaya koyulan ağır vergilere karşı İngiliz çaylarını boykot etti. Sonunda Boston limanında büyük miktarda çay denize döküldü ve bu olay Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın fitilini ateşledi. Hindistan'da Kongre Partisi (1920'ler) İngiliz yönetimine karşı Hindistan'daki bazı İngiliz şirketleri ve yerel iş birlikçileri boykot etmiştir. Gandhi’nin Tuz Yürüyüşü (1930) olarak bilinen boykot da Hindistan’ın bağımsızlık sürecinde önemli bir adımdır… Mahatma Gandhi, İngilizlerin Hindistan’da tuz üzerindeki tekelini protesto etmek için halkı İngiliz tuzunu boykot etmeye çağırdı. Binlerce insan, deniz suyundan kendi tuzlarını üreterek bu tekele karşı koydu. Montgomery Otobüs Boykotu (1955-1956) er fazla hatırlananlar arasındadır…ABD'de Rosa Parks’ın tutuklanmasının ardından başlayan bu boykot, siyahilerin ayrımcılığa uğradıkları otobüsleri kullanmayı reddetmesiyle büyük ses getirdi ve Amerikan Sivil Haklar Hareketi’ne ivme kazandırdı. Güney Afrika Apartheid Boykotları (1980’ler) ise hafızalarda tazedir. Apartheid rejimini protesto eden uluslararası toplum, Güney Afrika’ya ekonomik ve kültürel yaptırımlar uyguladı. Bu baskılar, 1990’larda rejimin çökmesine katkı sağladı. Nestlé Boykotu (1970’lerde başladı) halen de devam ediyor… Nestlé, gelişmekte olan ülkelerde anne sütü yerine bebek maması pazarlamak için etik dışı yöntemler kullandığı gerekçesiyle birçok tüketici tarafından boykot edildi. Hassasiyet sahipleri haklı olarak bu boykotu devam ettiriyor… 2022 Katar Dünya Kupası Boykotları da yine çok yeni, hafızalarda yerini koruyor… Katar’daki insan hakları ihlalleri ve göçmen işçilerin kötü çalışma koşulları nedeniyle birçok ülke ve taraftar, Dünya Kupası'nı boykot etme çağrısı yaptı. Kısmen başarılı da oldu… Nihayet, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığı ve bu saldırganlığa destek verenlere yönelik boykot da devam ediyor. Görülüyor ki boykotlar ekonomik, sosyal ve politik alanlarda önemli sonuçlar doğurabiliyor. Şirketlerin gelir kaybı yaşamasına, hatta iflas etmelerine yol açabiliyor. Örneğin, Nike 1990’larda çocuk işçi çalıştırdığı iddiaları nedeniyle büyük bir boykot dalgasıyla karşılaşmış ve itibarını düzeltmek için politikalarını değiştirmek zorunda kalmıştır. Toplumsal farkındalığı artırabiliyor ve baskıyı artırarak yasal reformları tetikleyebiliyor. Zikrettiğimiz Montgomery Otobüs Boykotu, ABD'de ayrımcılıkla ilgili yasaların değişmesini sağlayan ilk adım olmuştur. Hükümetleri baskı altına alarak politik kararları değiştirebiliyor. Yine yukarıdaki örnekte olduğu gibi Güney Afrika’ya uygulanan boykotlar, apartheid rejiminin sonlanmasına yardımcı olmuştur… Ama bazı boykotlar aptalca, salakça, haincedir. Bunlar beklenen sonucu vermez veya hedeflenen kuruluşun destekçilerini daha da mobilize eder. Ayrıca, boykot çağrıları geniş çapta uygulanmadığı için etkisiz de kalabilir. Sözgelimi CHP Genel Başkanı’nın bir kahve firmasını hedef alması ters tepmiştir… Bir ülkenin ana muhalefet partisinin kendi ülkesinin esnafını, çalışanlarını, mallarını boykot etmesi, siyasi açıdan oldukça sıra dışı ve kimse kusura bakmasın ama oldukça ahlaksızcadır. Bindiği dalı kesmek gibi bir şeydir… Burada niyet iktidara baskı kurmak olabilir belki ama yöntem düşüncesizce ve hatta akıldışıdır. Ülkenin tüm sektörlerine, esnafına, tüccarına, işadamına yönelik düşmanca bir tavırdır… Muhalefetin, hükümetin ekonomi politikalarını veya belirli şirketlerle olan ilişkilerini protesto etmek amacıyla bir boykotu belki anlaşılabilir ama böyle tüm ekonomiyi hedef alması ülkeye yönelik akıl dışı bir tavırdır… Burada hem milli markalar hem ülkenin irili ufaklı tüm ticari kurumları hedef alınmaktadır, elbette bu boykot ters tepecektir… Hükümet, muhalefeti "ülkeye zarar vermekle" ithamda haksız mı? Muhalefet bir kere şunu hesap edebilmeli eğer boykot destek bulursa, yerli üreticiler ve çalışanlar zarar görebilir. Yabancı yatırımcılar, siyasi istikrarsızlık nedeniyle ülkeye yatırım yapmaktan kaçınabilir. Bunu bu ülkenin bir partisi ne için isteyebilir ki? Bu durum salt bir yolsuzluk soruşturmasının perdelenmesi ile izah edilebilir mi? Yoksa daha önemli bir şeyler mi var? Ülkenin birlik ve beraberlik yolunda büyük adımlar attığı, terörsüz Türkiye için önemli mesafelerin kaydedildiği, güçlü ve kutupbaşı ülke Türkiye’nin yolunun açıldığı bir dönemde gerçekten salt partilerini kurtarmak, parti içi rekabette mesafe almak, üzerlerindeki şaibeyi izahtan kaçmak için böylesi saçmalıklara tevessül ettiklerine mi inanalım? Yunanistan, Ermenistan, İran, İsrail veya diğer dost olmayan ülkeler bunu yapsa anlarız da sahi bu ülkenin anamuhalefet partisi kendi ülkesinin ve insanlarının kötülüğünü niye ister? YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…Boykotlar hem şirketlerin hem de ülkelerin politikalarını şekillendirebilen güçlü bir araç olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bazı boykot çağrıları beklenen etkiyi göstermeyebilir veya tam tersine hedeflenenin aksine sonuçlar doğurabilir. Prof. Dr. Zakir Avşar'ın açıklamaları, boykotların ne kadar dikkatli ve stratejik bir şekilde düşünülmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.